|
Günümüzde
iletişim ve etkileşim araçlarının artması sonucu kişiler hemen her konuda
bilgilenebilmektedirler; ancak bu bilgilenme bazen yetersiz ya da yanlış
olabilmektedir. Bu durumu panik konusunda görmekteyiz. Kişiler
kendilerinde ortaya çıkan her korku ya da tedirginliği “Bende panik
bozukluğu var!” diye niteleyebilmektedirler. Bunun için şu üç kavramın
daha iyi bilinmesi gerektiğini düşünüyorum.
Birincisi korku, korku nedir?:
Korku kişide dış dünyada oluşan gerçek tehlike ya da tehditler karşısında
ortaya çıkan pisikofizyolojik (her zaman fizyolojik belirtiler
olmayabilir) tepkilerdir. Psikolojik tepkiler yaşamının tehdit altında
olduğu, yaşamını yitirebileceği endişesidir; yâni korkunun bizzatihi
kendisidir. Fizyolojik tepkiler ise, kişide kan basıncının artması
(tansiyon yükselmesi), kalp atışının artması, göz bebeklerinde büyüme,
deride tüylerin diken diken olması, terleme, sararma, ya sağa sola
koşuşturma gibi kaçma tepkileri (bunlar bazen amaçsız olabilir, tehlikeden
kaçmak yerine tehlikenin üstüne yürüme, bu, amaçsız olduğunda kendini
savunma tipinde değil, kendini tehlikeye atma türündedir.) ya da donup
kalma ve hareket edememe gibi davranışlardır.
İkincisi panik, panik nedir?
Panik tamamen korkuya benzer psikofizyolojik (bazen sadece psikolojik)
tepkilerdir ancak korkudan farklı olarak panik tepkisi dış dünyada oluşan
gerçek bir tehlike ya da tehdide karşı değil, kişinin iç dünyasında
(zihninde) oluşan (buraya dikkat, oluşturduğu değil) hayali (ama kişi
bunun hayali olduğunu bilmez, gerçek zanneder) bir tehlike ya da tehdide
karşı oluşmuş tepkilerdir. Bu kişiyi ciddi şekilde etkiler ve korkutursa,
bir panik ataktan sözedilebilir. Geçirilen bir panik atak hiçbir zaman
“Panik Bozukluk” değildir. Hemen herkes yaşamının şu ya da bu döneminde
böyle panik ataklar geçirilebilir. Panik, kişinin iç dünyasynda (zihninde)
oluşan bir alarm reaksiyonudur. Gerek korku, gerekse panik kişilerin
yaşamlarını koruyabilmeleri için gerekli ve yararlı, koruyucu özelliği
olan, bir tür refleks tepkilerdir. Korkuda oluşan tepki sonucu kişi ya
kaçarak ya da kavgaya tutuşarak gerçek tehlike ya da tehditlerden
kendisini kurtarabilir. Panik de elde edilen yarar korkudaki gibi gözle
görülür bir yarar değildir ama bilinir ki bu tür alarm reaksiyonları,
kişiyi daha şiddetli bilinçdışı tehlike ve tehditlerden korumaktadır. Bu
tehlike ve tehditlerin neler oldukları ise ancak derinlemesine
araştırıcı psikoterapilerle öğrenilebilir.
Üçüncü
kavram ise Panik Bozukluk dediğimiz psikiyatrik bozukluktur.
Panik bozuklukta sık yineleyen panik ataklar sonucu kişiler yalnız
kalamamaya, yalnız bir yere gidememeye başlarlar ve günlük eylemlerini
kısıtlarlar. Bunlara ek olarak bir de, her panik ataktan sonra kişide
sürekli “Gene panik atak yaşar mıyım?” korkusu oluşur ki, buna da
“beklenti anksiyetesi” denilir, bu ve benzer rahatsızlıklar sonucu kişi
günlük işlerini yapamaz duruma gelmiştir, bu taktirde panik bozukluk
teşhisi gündeme gelir ve tedavi uygulaması koşul olabilir. Yani panik
bozukluk kişinin işlev kapasitesini önemli oranda azaltan ve tedaviyi
gerektiren bir psikiyatrik rahatsızlıktır. Bu rahatsızlık bir çok başka
bedensel bozukluğa da bağly ortaya çıkabileceği için, bu bedensel
hastalıkların dışlanması ya da teşhis edilmesi durumunda gerekli tıbbi
tedavisi için, panik bozukluklu hastaların mutlaka tıp doktoru olan
psikiyatristlere başvurmaları gereklidir. |